[içindekiler][ileri]

Türkiye’ye Damgasını Vuran Bir Dönem, Bir Olay, Bir Yaşam
Dr. Baha Akşit

1. Bölüm

A. Ailesi

1. Yetiştiği çevre

Zeybekler diyarı Ege Bölgesi'nin çeşitli zanaat dallarında gelişmiş olan Denizli ili, mevzumuzun konusu olan Dr. Baha Akşit'in memleketidir. Dr. Baha Akşit'in doğduğu köy günümüzde Denizli'nin Serinhisar kazasına bağlı çok şirin bir kasabadır.

Yatağan; Selçukluların bir uç beyi olan Osman Bey'in burayı fethetmesiyle Türklerin eline geçmiştir. Prof. Dr. Tuncer Baykara'nın "Yatağan" adlı kitabında, Yatağan'ın ge­çmişiyle ilgili bilgiler şöyle özetlenebilir: "Türklerin 1071 Malazgirt Savaşı akabinde Anadolu'daki hareketleri sonucu 1080' Iere doğru fethedilmiş, kesin olarak Türklerin eli­ne geçmesi ise tarihi kaynaklardan ve Yatağan-baba rivayetlerinden öğrenildiğine göre XII. yy sonlarını bulmuştur. Bu tarihten sonra bölge, burada bulunan Türk beylerinden Hamidoğullarının egemenliğinde kalmış ve Osmanlıların Denizli yöresini ele geçirmesiy­le 1429'da Osmanlılara bağlanmıştır. "Osmanlılara bağlanmasından XIX. yy'a kadar Ya­tağan hakkında çeşitli belge ve kaynaklardan bilgi edinebiliyoruz''[1].

Ege bölgesinin güney kısmını fethetmekle görevli olan Osman Bey (Yatağan Baba), fethini tamamladıktan sonra; şimdiki Yatağan kasabasının bulunduğu mevkiye yerleşe­rek buradan fethine devam etmiştir. Bundan dolayı Yatağan'a O'nun ismi verilmiştir. Selçuklu beyleri askerlik mesleği dışında zanaatla da uğraşırlardı. Osman Bey'in de za­naatı bıçakçılık olup, Ali Vehbi Aykola'nın anlattığına göre; Osman Bey'in fırkasında, kendi sanatkarları tarafından imal edilerek, erleri tarafından kılıç yerine kullanılmış olan Koca bıçaklar; Türkiye'nin her yerinde Yatağan Palası adını taşımaktadır. Gerçekten "bir asar-ı atika halinde bazı evlerde halen mevcut olan bu bıçakların yüzü kıldan ince, kılıçtan keskindir."

Yatağan köyünün belirmeye başladığı tarihten beri, demircilik sanatı yerleşmiş olup 1914'Ierde "pala" ve "baston" yapan sanatkârlar vardı. Sırt Yatağan'a mahsus olan bu sanat eserleri, daha zarif şekiller verilerek memleketin her tarafında satılmaktadır''[2].

Bunların yanında Yatağan özellikle, barut imalatında da ileriydi. Hatta bir rivayete göre Yatağan'da imal edilen barutlar, İstanbul’un fethinde de kullanılmıştır. Bunun dı­şında tarakçılık, iplikçilik, örmecilik, dokumacılık, leblebicilik, terzilik, kalaycılık ve boya­cılık sanatları da gelişmiştir''[3].

El zanaatlarındaki bu çeşitliliğin yanın sıra Yatağan, yetiştirmiş olduğu hocalar ve medrese muhitinin vermiş olduğu ilmi seviye (Büyük Medrese, Hacı Karaca Medresesi ve Apalızade Medresesi) dolayısıyla en yakın köyler dahil komşu köylere göre hem ko­nuşma adabı, hem terbiye hem de nezaket itibariyle diğerlerinden farklılık arz etmekte­dir.

Kısaca araştırma konumuz olan Dr. Baha Akşit'in yetiştiği çevre hakkında bilgi vermeye çalıştık. Burada paragraflar halinde değindiğimiz konuları sırası geldiğinde ilerle­yen bölümlerde daha ayrıntılı bir biçimde anlatmaya çalışacağız. Zeki Velidi Togan'ın da söylediği gibi bir insanı anlamak için ailesini, yetiştiği çevreyi ve zamanını incelemek lazımdır. Birini diğerinden ayırmak olmaz[4]. Fakat birinin ya da ikisinin etkisi diğerine gö­re az veya çok olabilir. İşte bu mantık içerisinde biz de Dr. Baha Akşit'in şahsiyetinin oluşumunda nelerin etkili olduğunu anlamaya çalışacağız. Şimdi bu düşünce doğrultusunda evvela doğduğu muhite biraz değindik. İkinci olarak da ailesini inceleyelim.