”2026 yılında Amsterdam” yazısını neden ve nasıl yazdım?

"2026 yılında Amsterdam" yazısını okumak isterseniz burayı seçiniz: html pdf

Soru: Neden böyle bir konuyu seçtiniz?

Akşit: Fransa’da yaşayan Tunuslu bir araştırma görevlisinin doçentlik tezi sınavına katılmak üzere Paris’e giderken, geleceğin mutlu Hollanda’sını tanımlamak arzusu içimde doğmuştu. Her zaman Hollanda’yı yermekle bir yere varılmıyor. Kendimize ve Hollandalılara güzel bir toplumun nasıl olması gerektiğini de anlatmalıyız düşüncesindeydim.

Soru: Neden 2026 yılını seçtiniz?

Akşit: Daha ileri bir tarihi seçseydim, olumsuz ve ümitsiz bir yazı olurdu. Çok yakın bir tarih ise gerçekçi olamazdı. Ne yalan söyleyeyim, 2026 sayısı gözüme estetik bakımdan hoş görünmüştü.

Soru: Yazınızda parka gidiyorsunuz, Neden?

Akşit: Tunuslu meslektaşım bir konferansta bana dedelerinin Endülüs asıllı olduğunu söylemişti. Endülüs’de, değişik inançlara sahip insanların kardeşçe yaşaması beni hep etkilemiştir. Endülüs’ün meşhur El Hamra sarayının bahçelerinden esinlenlenerek geleceğin Amsterdam’ının parkını düşlemiştim. Aynı zamanda bir kentin hem modern hem de doğa açısından güzel olabileceğine işaret etmek istemiştim. Bir de Z5 ve Z6 ne demek diye sorabilirsiniz. Burada, "Z" zuid yani güney demek. Parkın Amsterdam 'ın güneyinde olduğunu tasarlamıştım. Bu da Schiphol hava limanının Amsterdam'ın bütün güneyini işgal etmediğini gösteriyor.



Garanada kentinde bulunan El Hamra sarayının bahçelerinden bir görünüş


Soru: "Parktaki genç" öyküsüyle neyi anlatmak istemiştiniz?

Akşit: Geleceğin gençlerinin kibar ve aynı zamanda dış güzellikten daha çok iç güzelliğe önem veren kişiler olmalarını arzuluyorum.

Soru: Okuma evleri de nereden çıktı?

Akşit: Endülüs’de bilimle uğrasan kişiler serin bahçelerde, içeceklerini yudumlayarak kitap okuyorlarmış. Aslında hayalimde, Bursa’daki Kozahan gibi bir yer canlanmıştı. Dikkat ederseniz garson ile olan diyalogumda, Avrupa topluluğunun gelişmekte olan ülkelerle ilişkilerinin nasıl olması gerektiğine de kısaca değinmiştim.



Bursa Kozahan’in bahçesinden bir görünüş


Soru: Sokak müzisyenleri ile ne anlatmak istemiştiniz?

Akşit: Birbirini tanımayan farklı müzisyenler bir araya gelerek beraber müzik çalabiliyorlarsa, bence bu uyum sağlamanın en yüksek düzeydeki bir örneğidir. Dikkat ederseniz yazımda müzisyenler arasındaki uyum tek yönlü değildir. Herkes kendi müziğini çalarak uyum sağlanmıştır. Amerika’nın Colorado eyaletinin Nederland adlı kasabasında, çeşitli bölgelerden gelen ve genellikle birbirlerini tanımayan müzisyenlerin, ayda bir toplanarak beraberce müzik yapmalarına tanık olmuştum. Kisacası, bu öykümü Amerikalı müzisyenlerden esinlendim.



Nederland kasabasında müzisyenler


Soru: Bir de açık bir alanda yapılan tartışmayı anlatıyorsunuz. Üstelik orada bulunanlar Türkçe dahil çeşitli dilleri çok güzel konuşuyorlar.

Akşit: Evet, birbirleri ile fikir alış verişinde bulunan insanların oluşturduğu bir toplum görme arzusu ile yazmıştım. Aslında Hollandalıların okulda Türkçe öğrenmeleri kadar doğal ne olabilir? Hollanda da yaşayan en büyük azınlık Türkler, evde konuşulan ikinci dil ise Türkçe. Üstelik Avrupa’nın evde konuşulan ortak dili Türkçe ve Arapça. Amerikalılar ikinci dil olarak İspanyolcayı öğrenmiyorlar mı? Hollandalıların Türkçeyi öğretmemeleri ve öğrenmemeleri çok büyük bir saygısızlık!

Soru: Uygarlıklar ve dinler arası olan sözde çekişmeye de deyiniyorsunuz.

Akşit: Varsayılan bu çekişme bence Avrupa’nın sosyal yönden gelişmesini engelleyen en önemli sorun. Bu saçma engeli Avrupa Mevlana gibi yüce kişilerin eserlerini anlayarak aşabilir düşüncesindeyim. Hollanda, düşünce özgürlüğü ile, yaptığı makinelerle, sunduğu belediye hizmetleri ile uygarlığı yakaladığını sanıyor. Bütün bunlar önemli tabii. Ancak bu merdivenin birinci basamağı. Hollandalılar (hatta Avrupalılar) uygarlık basamaklarını ancak bütün insanları önce tanımakla, sevmekle ve sonra kaderlerini onlarla paylaşmakla çıkabilirler.