Hatalarınızı düzeltebilirsiniz, gerçekleri asla

Mehmet Akşit

Yıllar önce Marmaris’te iki arkadaş çadırımızın önünde yere sere serpe yayılmışız, tatilin keyfini çıkarıyoruz. Birden önümüzde bağıran çağıran bir topluluğun biriktiğini fark ediyoruz. İstemeye istemeye kalabalığın yanına vardığımız zaman gazeteci diye tanıdığımız bir adamın birkaç kişi tarafından tartaklandığını görüyoruz. Soruyorum: “Ne yapmış bu adam acaba?” “Daha ne yapsın, geçen gün Marmaris’te her Türk gencine 3 Finlandiyalı kız düşüyor diye gazeteye haber geçmişti. Şimdi de turistlerin eline üstünde dolmuş yazısı olan bir kâğıt tutuşturup fotoğraflarını çekmiş ve gazeteye göndermiş. Gazete Marmaris’te turistler dolmuşçuluk yapıyor diye yazmış”. Gazeteciyi kurtarmaya çalışan bir adam ortalığı yatıştırmaya çalışıyor: “Yahu bırakın adamı. Ekmek parası bu. Açlıktan ölsün mü yani?”

Birkaç yıl önce bir bilgisayar dergisinin muhabiri beni aramış ve düzenlediğimiz bir konferansla ilgili röportaj yapmak istediğini bildirmişti. Röportaj metnini yayınlanmadan önce tasdik etmek şartıyla buluşmayı kabul etmiştim. Görüşmek için gelen orta yaşlarda konuşkan bir adamdı. Sorduğu sorular ile ilgili bilgi verirken muhabirin bakışlarından pek bir şey anlamadığını hissetmiştim. “Profesör, ben bilgisayardan anlamam. Tarihçiyim. Yaklaşık iki yıldır bilgisayar dergisinin muhabirliğini yapıyorum. Lütfen bana büyük annenizin anlayabileceği bir dille anlatın” demişti. İki gün sonra röportajın metni elime geçtiği zaman oldukça şaşırmıştım. Benim söylediklerimi kendi uydurdukları ile karıştırtıp sanki bir detektif romanı yazmıştı. Metni düzeltmiş ve geri göndermiştim. Bir hafta sonra röportajın ilk yazılmış şekliyle dergide yayınlandığını görünce biraz da kızarak telefona sarılmış ve nedenini sormuştum. Aldığım yanıt çok basitti. “Neden mi? Okuyucularımızın seveceği bir yazı olmamış da ondan”.

Birçok gazetecinin görevini dürüst bir şekilde yerine getirdiğine inanıyorum. Ancak gazetelerin ayakta durabilmeleri için okuyucularını tatmin etmek zorunda oldukları da bir gerçek. Eğer okuyucular yanlış haberleri doğrulara tercih ediyorlarsa, yanlış haber üretmek gazeteler için kaçınılmaz oluyor. Nitekim son yıllarda Hollanda medyasının yalınayak, başıkabak ve abuk sabuk konuşan Müslümanların avına çıktığını görüyoruz. Azınlıklara küfür eden politikacılar da pek rağbette. Uzmanlara soran yok, bilimsel tartışmalar zaten hiç yok.

Gazeteciliğin amacı gerçekleri kamuoyuna duyurmaksa politikanın da amacı ülkeyi en iyi bir şekilde yönetmektir. Başarılı olmak için politikacılar ülkenin içinde bulunduğu durumu çok iyi değerlendirmeli ve bilimsel gerçeklere uygun olarak gerekli adımları atmalıdırlar.

İsterseniz günlük yaşamamızdan bir örnek verelim. Diyelim ki hastasınız ve ateşler içinde yatıyorsunuz. Üstelik karnınız da ağrıyor. Çağırdığınız doktordan beklediğiniz sizin ateşinizi ölçmesi, göğsünüzü dinlemesi ve hastalığınıza uygun ilaç vermesidir. Bir an için doktorun derecesinin bozuk olduğunu kabul edelim. Ateşiniz olduğu halde doktor farkına varmazsa size gerekli ilacı vermeyebilir. Diyelim ki derece sağlam ancak doktor teşhisini yanlış koydu. Belki de sizin karnınızın ağrıdığını fark etmedi. Tedavi için verdiği ilaç sizi iyileştireceğine bilakis karın ağrınızı daha da artırdı. Bilmeyerek siz de ilaç yetersiz kaldı düşüncesiyle ilacın dozunu artırdınız. Böylece karın ağrınız daha da şiddetlendi. Aslında yanlış tedaviyi en kısa zamanda bırakmalısınız. Hatadan dönerek hastalığınızın doğru teşhis edilmesi ve uygun ilaç verilmesi sizin için tek çözüm yoludur. Hollanda’da son yıllarda gazetecilerin kamuoyunu yanlış yönlendirmesi, bizim doktorun bozuk derecesi gibi gerçeklerin yanlış algılanmasına neden olmaktadır. Politikacıların yöntemlerini yanlış bilgilere dayandırmaları, yine doktorun yanlış teşhis koyması gibi toplumun durumunu giderek kötüleştirmektedir. Örnek isterseniz işte size beş yanlış teşhis, beş yanlış tedavi:

Türkçe derslerinin kaldırılması:
Hükümet, Hollandaca öğrenmeye engel oluyor diyerek ana dili eğitimini ilkokullardan kaldırmıştır. Böylece sözde, çocuklarımızın iyi Hollandaca öğrenerek topluma uyum sağlaması amaçlanmıştır. Bilimsel gerçekleri bilmeyen kamuoyu bu basit mantıkla kandırılmıştır. Hâlbuki elde edilen sonuç beklenenin tam aksi olacaktır. Ana dilini konuşamayan çocuklar kendi güvenini kaybedecektir. Böylece okulda başarı oranları düşecektir. Doğuştan öğrendikleri kelimeleri unutarak kelime dağarcıkları zayıflayacaktır. Buna bağlı olarak ne Hollandacayı ne anadillerini doğru dürüst konuşamayacaklardır. Üstelik kimlik sorunu içinde kıvranacakları için giderek suç işlemeye yatkın olacaklardır.

Şok tedavisi:
Kadınlarımızın durumunu sözde düzeltmek amacıyla bazı parlamenterler, şok tedavi denilen bir yöntemle sürekli İslamiyet’e hakaret etmekte ve Müslümanları küçük düşürmektedirler. Maalesef elde edilen sonuç arzu edilenin tam tersi olmuştur. Her şeyden önce azınlıklar ile Hollandalılar arasındaki diyalog bozulmuştur. Özellikle Faslı kardeşlerimiz radikalleşmeye doğru itilmiştir. Bilimsel tartışma eksikliğinden dolayı kadınlarımızın sorunlarına deva olacak akılcı çözümler üretilememektedir.

Zorla entegrasyon:
Entegre olmamız için uygulanan baskı politikasına bakalım. Amacın tam aksine Hollanda’da büyümüş ve yüksek eğitim görmüş uyumlu binlerce Türk genci giderek Hollanda’dan kaçmaktadır.

Sindirme politikası
İstemeyen gider düşüncesiyle hareket eden politikacılar bizim kültürümüz azınlıklardan üstün diyerek böbürlenmekte, medya ve yanılmış Hollandalılar onları büyük bir tezahüratla alkışlamaktadır. Böylece sözde efendilerimizin üstün kültürü altında ezilerek sinmemiz beklenmektedir. Hiç endişe etmesinler. Biz bu saçmalıklara bakarak nasıl olmamamız gerektiğine karar veriyoruz.

Hakların kısıtlanması:
İnsanlığın bin bir zahmetle tesis ettiği azınlık hakları, eşitlik, “suç ispat edilmeden suçlu olmaz” gibi modern hukuk ilkeleri ayaklar altına alınmaktadır. Örneğin, göçmenlerden azınlık hakları esirgenmekte ve böylece çocuklarımızın anadillerini öğrenmeleri engellenmektedir. 18 yaşındaki bir Türk kökenli Hollandalı, İtalyan ile evlenip Hollanda’da yuva kurabilmesine karşın bir Türk vatandaşı ile evlenerek Hollanda’ya yerleşememektedir. Hollanda kiliselerinde dış ülkelerden gelen papazlar çalışabilmesine rağmen, Türkiye’den din görevlilerinin gelmesine engel olunmaktadır. Bir milyona yakın Hollandalı doğru dürüst okuma yazma bilmezken özelikle birinci nesil insanlarımız dil ve uyum kurslarına zorlanmaktadır. Kabul edilen yeni yasa taslağına göre suç ispat edilmeden zanna dayanarak insanlar cezalandırılabilmektedir. Maalesef temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sorunları azaltmayacak tam aksine azdıracaktır. Azınlıkların güvenini kırarak onların Hollanda toplumundan soğumalarına neden olacaktır.

Politikacıların uyguladığı yanlış teşhis ve tedavi sonucu zaten hasta olan Hollanda toplumunun durumu giderek ağırlaşmaktadır. Hastanın kurtulması ancak karşılıklı sevgi ve saygıyla, çok dilli ve kültürlü bir eğitimle, bilimsel yöntemlerin işletilmesiyle ve temel hak ve özgürlüklere saygı duyan yasalar ile sağlanabilir. Hollanda medyası ve politikacıları şunu iyi bilmelidir: hatalarınızı düzeltebilirsiniz, gerçekleri asla.

15 Şubat 2005, Enschede

© 2005 Mehmet Akşit. Bu yazı ancak ticari olmamak ve kaynak göstermek koşulu ile kullanılabilir.

Bu yazının pdf formatı için burayı seçiniz.